14 Mart 2013 Perşembe

Kur'ân'ın bir müjdeleyici bir de uyarıcı cephesi vardır.

Kur'ân'ın bir müjdeleyici bir de uyarıcı cephesi vardır.

Âmenû olmak, Allah'a inanmayı, Allah'a ulaşmayı dilemeyi ifade eder. Allah'a inanan insanlar, kendilerine has fikir dağarcıklarıyla Allah'a ulaşmayı dilemezlerse, mü'min olamazlar. Onların da adı âmenûdur; yani Allah'ın varlığına îmân eden îmânın sahipleridir ama bu onları hiçbir zaman kurtaramaz.



Âmenû olmanın asıl cehennemden kurtarıcı çehresi Allah'a ulaşmayı dilemektir. Allah'ın bütün resûlleri, âmenû olanları müjdelemek, olmayanları uyarmak için indirdiği mukaddes kitaplara dayalı tebliğler yapsınlar diye gönderilmişlerdir.

İşte Kur'ân da bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse o mutlaka kurtuluşa erer. Ama kim de dilemezse o kâfirdir, hüsrandadır, dalâlettedir, şeytanın kuludur, şeytanın dostudur, Allah'ın kulu değildir, Allah'ın dostu değildir ve cehenneme gidecektir.

Kâfirdir:
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

Hüsrandadır:

10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).

Dalâlettedir:

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Şeytanın kuludur:


39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Şeytanın dostudur:

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

KATAGORİLER